Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Yaratıcı Şehirler Ağı’nda “Edebiyat Şehri” unvanına sahip Kahramanmaraş’ın köklü edebiyat mirası, hayli önemli gördüğüm bir olay. Ülkemizin kültürel mirası için hayati. Bunun üzerine düşünürken değişik bir yazı yazayım dedim. Gelecek nesilleri “edebiyat şehri” bilinci ile yetiştirmek üzerine, okuldan sokağa okuma kültürü üzerine bir şeyler yazmak istedim.

Yarın, Bugünün Çocuklarının Elinde
Bir edebiyat şehrinin gerçek mirası müzelerde saklanan el yazmalarında değil, o şehirde yetişen çocukların gözlerindedir. Sezai Karakoç’un şiiri, Cahit Zarifoğlu’nun masalları, Karacaoğlan’ın türküsü — bunlar bugün en derinden yaşayacakları yer çocukların yüreği. Çünkü büyük edebiyat her çağda yeniden doğar, ama ancak onu taşıyacak nesiller yetiştirildiğinde.
Kahramanmaraş’ın 2025’te kazandığı UNESCO unvanı geçmişin bir belgesi olduğu kadar geleceğe bir taahhüt. Bu taahhüt mimari projelerle, turizm stratejileriyle değil — her şeyden önce eğitimle, okuma kültürüyle ve çocuklara verilecek kültürel bilinçle yerine getirilebilir. Bu yazıda şunu düşünmek istiyorum: bu şehrin mirası geleceğe nasıl taşınır?
Hamle’den Bu Yana: Gençler Her Zaman Üretmişti
Kahramanmaraş’ın edebi geleneğinde beni en çok etkileyen şeylerden biri şu: bu şehrin büyük isimleri gençlik yıllarında üretmeye başlamıştı. Erdem Bayazıt ilk şiirini on yedi yaşında Kahramanmaraş Gençlik gazetesine verdi. Sezai Karakoç, Maraş Ortaokulu’nda öğrenciyken Büyük Doğu‘yu okumaya başladı.
Ama belki de en çarpıcı hikâye şu: 1954-1955’te ni çıkardı. Bu küçük dergi Ankara’dan İstanbul’a pek çok yazarın dikkatini çekti. O üç öğrencinin adları: Nuri Pakdil, Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu. Bir lisedeki üç genç ve Türk edebiyatı değişti.
Bu tarihsel gerçek bugün için de çok net bir ders taşıyor bence: edebiyat yetişkinlerin büyük sahnesinde değil, gençlerin küçük ama canlı denemelerinde filizlenir. Kahramanmaraş’ın geleceği yeni Hamle’lerin, yeni genç seslerin yetiştirilmesindedir.

Zarifoğlu’nun Mirası: Çocuklara En Büyük Armağan
Yedi Güzel Adam arasında çocuk edebiyatına en büyük katkıyı yapan isim Cahit Zarifoğlu‘dur. Son yıllarını büyük ölçüde bu alana adayan Zarifoğlu; Serçekuş, Ağaçkakanlar, Motorlu Kuş, Yürekdede ile Padişah… Bu eserler Türk çocuk edebiyatının en özgün yapıtları arasında.
Zarifoğlu’nun çocuk edebiyatı anlayışı didaktik değil — imgelem zenginleştirici ve dil bilinci kurucu. Çocuğu küçük bir yetişkin olarak değil, kendi dünyasının büyük kaşifi olarak görüyor. Bu anlayış bana çok değerli geliyor ve Kahramanmaraş’ın çocuk edebiyatı politikasına yön verebilecek özgün bir miras taşıyor. Zarifoğlu’nun eserlerinin okul kütüphanelerine kazandırılması, sınıflarda okutulması, Arapça ve İngilizce çevirilerinin yapılması — bunlar bugün yapılabilecek en somut adımların başında geliyor.
Okulda Edebiyat: Tabeladan Değil Dersten Başlar
UNESCO’nun edebiyat şehri kriterlerinde eğitim boyutuna özel ağırlık verildiğini biliyorum. Sorgulanan sorular şunlar: Edebiyat şehrin eğitim politikasıyla bütünleşmiş mi? Çocuklar ve gençler kültürel üretime doğrudan dahil ediliyor mu? Dezavantajlı gruplara, engellilere, kırsal alanda yaşayanlara erişim var mı?
Bu sorular edebiyatın bir ayrıcalık alanı olmaktan çıkarılıp toplumun ortak dili haline getirilmesi talebini taşıyor. Yani edebiyat şehri olmak; yalnızca büyük festivaller düzenlemek değil, her çocuğun her mahallede her okulda edebiyatla temas kurabilmesini sağlamak.
Bunun için müfredata yerel bir derinlik katmanı eklemek şart görünüyor. İlkokul sınıflarında Zarifoğlu’nun kitaplarını okumak, Karacaoğlan’ın türkülerini müzik dersinde öğrenmek; ortaokullarda Yedi Güzel Adam’ın biyografilerini ve seçme şiirlerini Türkçe derslerine eklemek; liselerde Hamle dergisi geleneğini hatırlatarak öğrencilere kendi edebi bültenlerini çıkartmak. Büyük bütçe gerektiren adımlar değil bunlar — ama etkileri on yıllarca sürer. Ve elbette öğretmen en kritik halka: içselleştirmiş, hevesli bir öğretmen olmadan en iyi müfredat da işe yaramaz.

Genç Yazar Kampları: Yeni Hamle’ler Buradan Çıkacak
Dublin’de Fighting Words programı var — on binlerce çocuk her yıl bu programla yazıyor, üretiyor, yazar olduğunu keşfediyor. Edinburgh’un Genç Yazarlar Festivali var. Krakow’da öğrenci yazarlık atölyeleri var. Bu örneklerin hepsinde ortak bir şey dikkatimi çekiyor: okumayı değil, üretmeyi teşvik ediyorlar. Okumak edebiyat şehrinin tüketicisi olmaktır; yazmak ise üreticisi.
Kahramanmaraş için benzer bir Genç Yazar Kampı modeli hem mümkün hem gerekli görünüyor. 10-18 yaş arası, her yaz 7-10 günlük yoğun program, yıl boyu aylık atölyelerle desteklenen sürekli bir yapı. Şiir, kısa hikâye, deneme ve çocuk edebiyatı dallarında usta gözetiminde çalışma. Her kampın sonunda katılımcıların eserlerini içeren bir antoloji. UNESCO ağındaki edebiyat şehirlerinden öğrencilerle buluşma.
Ve belki de en önemlisi: bu kamptan çıkan bir çocuk artık “ben bir edebiyat şehrinin çocuğuyum” diye düşünecek. O kimlik, o özgüven bence en kalıcı yatırım bu.
Okuma Seferberlikleri ve Kapsayıcılık
Okuma bir seferberlik gerektiriyor mu? Evet dijital ekranların her yaş grubunu kuşattığı bu çağda okuma alışkanlığı kendiliğinden oluşmuyor. Kasıtlı, sürekli ve toplumsal destek gerektiren bir kültürel pratik.
Okulda “Bir Şehir Bir Kitap” programı güçlü bir model bence: her yıl tüm okullarda aynı dönemde şehrin edebi mirasından seçilmiş bir eser okunuyor, sınıflar bu eser üzerine tartışıyor, sanat projeleri üretiyor, yaratıcı yazarlık atölyeleri yapıyor. Tüm öğrencileri tek bir edebi deneyimde buluşturan bir ritüel bu.
Ama okuma kültürü okul kapısında bitmiyor. Şehrin parklarına ve meydanlarına yerleştirilen sokak kütüphaneleri al, oku, geri bırak ya da başka bir kitapla değiştir okumayı kamusal bir paylaşım eylemine dönüştürüyor. Yerel kafelerle düzenlenecek okuma buluşmaları, belediye otobüslerine ve duraklara yerleştirilen edebi alıntılar, mahalle kitap kulüpleri… Bunların hepsi okumayı yalnız ve bireysel bir eylem olmaktan çıkarıp toplumsal bir deneyime dönüştürüyor.
Ve şunu özellikle vurgulamak istiyorum: kapsayıcılık. Yedi Güzel Adam’ın büyük isimlerinin pek çoğu maddi imkânsızlıklarla mücadele ederek yetişmişti. Cahit Zarifoğlu üniversiteyi on yılda tamamlayabildi. Abdurrahim Karakoç ilkokulu köyünde bitirdikten sonra eğitimini sürdüreme imkânı bulamadı. Bu gerçek edebiyatın sınıfsal ayrıcalığa değil yeteneğe ve fırsata dayandığını söylüyor. O yüzden gezici kütüphaneler ilçe ve köy okullarına ulaşmalı, genç yazar kampları burslarla kırsal alandan da katılım sağlamalı, görme engelliler için sesli kitap kütüphanesi kurulmalı.
2045’te O Çocuk Ne Yapıyor?
2025’te 7 yaşında olan bir çocuk 2045’e geldiğinde 27 yaşında. Bu çocuk Genç Yazar Kampı’na katılmış, Zarifoğlu’nun kitaplarını okumuş, Karacaoğlan’ın türküsünü öğrenmiş, sınıfında bir Hamle dergisi çıkarmış, belki ilk şiirini şehrin şiir duvarına yazdırmış. 2045’te o çocuğun üreteceği edebiyat; bugün yapılan yatırımın meyvesi.
Edinburgh’da 2004’teki UNESCO unvanından sonra büyüyen çocuklar bugün şehrin en aktif edebiyat üreticileri arasında. Dublin’de Fighting Words programından geçen gençler bugün Avrupa edebiyatında sesini duyuruyor. Kahramanmaraş’ta da bu yol açık.
“Yarın Kahramanmaraş’ındır” cümlesinin gerçek anlamı bu. Yarın inşaatla değil, eğitimle inşa edilir. Ve eğitim de edebiyatın tohumunu eken öğretmende, okuma saatinde, genç yazar kampında ve sokak kütüphanesinde başlar.
Edebiyat Şehri, Her Sabah Okulda Yeniden Doğar
Bir edebiyat şehri; uluslararası basında yer bulan festivalleriyle değil, her sabah okul kapısından içeri giren çocukların merakıyla yeniden doğar. O çocuğun sırt çantasındaki kitap, sınıfın duvarındaki şiir, öğretmenin sesiyle okunan dize bunlar bir edebiyat şehrinin en gerçek ve en kalıcı ürünleri.
Kahramanmaraş bu çocuklara tarihin en güçlü miraslarından birini sunuyor: Halîlî-i Maraşî’den Cahit Zarifoğlu’na, Karacaoğlan’dan Sezai Karakoç’a uzanan beş yüz yıllık bir ses. Bu miras yalnızca geçmişe ait değil o ilkokul sıralarında oturan çocuğa ait.
“İstiyoruz ki bu yollardan geçen her bir gencimiz, adımladığı toprağın altındaki o muazzam düşünce mirasını fark etsin.” Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi
Bu istek bir dilek, ama aynı zamanda bir sorumluluk. O sorumluluğun adı eğitim. Ve ben bu şehrin o sorumluluğun farkında olduğunu hem tarihiyle hem bugünüyle görüyorum.

