Bir şehir düşünün: işgalin ilk haberi Anadolu’ya ulaştığında, kongre çağrısını ilk o çıkarmış; silahını ilk o kuşanmış, “Redd-i İlhak” sözünü ilk o söylemiş. Kuvayı Milliye’nin adı anılırken akla gelen ilk toprak parçalarından biri olmuş; Yunan ilerleyişine karşı direnişin karargâhı, cephesi, iaşe hattı, gönüllü ordusu olmuş. Sonra yüz yıl geçmiş, ülke o direnişi madalyalarla, nişanlarla, devlet törenleriyle anmayı sürdürmüş ama bu şehrin göğsüne bir tek İstiklal Madalyası iliştirilmemiş.
Bu şehrin adı Balıkesir.
Kahramanmaraş’ın madalyası 1925’te verildi, çünkü Fransız işgaline yirmi iki gün direnen bir halkın kahramanlığı unutulmadı. Gaziantep’in madalyası 2008’de geldi, seksen üç yıl gecikmeyle ama geldi. Şanlıurfa 2016’da Samsun ile Trabzon ise geçtiğimiz yıl, tam yüz bir yıl sonra bu hakka kavuştu. Yüz bir yıl. Bu rakamı bir kez daha okuyun: bir asrı aşan bir gecikme bile, doğru kapı çalındığında, doğru dosya hazırlandığında telafi edilebiliyor. Samsun’un madalyası gökten zembille inmedi; bir valinin arşiv kayıtlarını taratmasıyla, bir milletvekilinin bu kaydı Millî Savunma Bakanlığı’na resmî yazıyla taşımasıyla, somut bir dosyanın somut bir makama ulaşmasıyla geldi. Yani ortada bir formül var. Gizli değil, mucize değil, sadece emek ve takip istiyor.
Peki Balıkesir’de bu emek nerede?
Kuvayı Milliye’nin doğduğu, Alaşehir ve Balıkesir kongrelerinin toplandığı, Anadolu’nun ilk örgütlü direniş iradesinin şekillendiği bu topraklarda bugün elimizde ne var? Bir gazetenin başlattığı imza kampanyası, birkaç sivil toplum kuruluşunun iyi niyetli çağrısı, kent konseylerinin arada bir gündemine aldığı bir madde. Hepsi kıymetli, hepsi samimi ama hiçbiri tek başına TBMM’nin önüne somut bir dosya koymuyor. Dağınık bir vicdan var ortada; örgütlü bir irade yok. Oysa bu şehrin hakkı, bir dilekçeyle değil, bir stratejiyle savunulur.
Sormak lazım: Balıkesir Valiliği, Samsun’un yaptığı gibi TBMM ve Devlet Arşivleri Başkanlığı kayıtlarını sistemli biçimde taratmış mı? Balıkesir milletvekilleri bu konuyu Meclis’in ve Millî Savunma Bakanlığı’nın gündemine resmî bir yazıyla, bir soru önergesiyle taşımış mı? Kuvayı Milliye dernekleri, kent konseyleri, üniversiteler ortak bir çalışma grubu kurup tek bir dosya etrafında birleşmiş mi? Yoksa herkes kendi köşesinden aynı talebi tekrarlayıp duruyor, dosya bir masadan ötekine hiç taşınmıyor mu?
Bu sorunun cevabını biliyoruz, çünkü ortada henüz bir dosya yok;
ortada bir kampanya sloganı var.
Balıkesir’in bu konuda yapması gereken, hamasetle değil, belgeyle konuşmaktır. Redd-i İlhak Cemiyeti’nin kuruluş belgeleri, Balıkesir Kongresi tutanakları, TBMM’nin ilk dönem arşivindeki Balıkesirli mebus ve gönüllü kayıtları bunların hepsi bir yerlerde duruyor, tozlanıyor. Falih Rıfkı Atay, “Zeytindağı”nda bu topraklardaki direnişi anlatırken bir çırpıda geçiştirmemişti; biz bugün kendi arşivimizi bir çırpıda unutmuş durumdayız. Tarih yazılmış, ama devlete taşınmamış.
Bir temenni değil, bir proje
Onun için diyorum ki: bu iş artık bir temenni konusu olmaktan çıkmalı, bir proje konusu olmalı. Vali’nin makamı bir arşiv komisyonu kurmalı. Milletvekilleri parti farkı gözetmeksizin ortak bir önergede buluşmalı. Kent konseyleri, Kuvayı Milliye dernekleri, yerel üniversiteler bir “Balıkesir İstiklal Madalyası Girişim Platformu” çatısı altında tek dosyada birleşmeli. Yerel basın bu satırların yazıldığı çatı da dahil konuyu bir kereye mahsus haber yapıp unutmamalı, her yıl bir kez değil, her ay hatırlatmalı. Ve bu dosya, dilekçe değil, belge; talep değil, kanıt olarak Millî Savunma Bakanlığı’nın masasına konmalı.
Balıkesir’in bu madalyaya “ihtiyacı” yok aslında; madalya şehri büyütmeyecek, tarihini değiştirmeyecek. Ama bu ihmalin sürmesi, Kuvayı Milliye’nin başkenti sıfatını taşıyan bir şehir için, artık bir gurur meselesinden çok, bir vefa borcu meselesi. Meşaleyi yakan şehir, o meşalenin külünü unutmamalı; unutulmasına da izin vermemeli.
Söz sivil toplumun değil sadece; söz bu şehri yönetenlerin, bu şehri Meclis’te temsil edenlerin. Dosya hazır değilse, hazırlayın. Hazırsa, gönderin. Çünkü yüz yılı geçmiş bir borç, bir imza kampanyasıyla değil, kararlılıkla ödenir.
