Oldum olası korkmuşumdur karanlıktan,
Çocukluğumda öcülerden,
Büyüklüğümde arkasına saklanan kötülüklerden,
Kitap okumaya başlamamın sebebidir karanlık korkusu;
Henüz on yaşlarında iken, bir büyüğüm;
Kafamın içinin zifiri karanlık olduğunu,
Okuyacağım her kitabın kafamda iğne ucu kadar bir delik açacağını,
Oradan sızan ışığın, okuduğum kitaplar arttıkça tamamen aydınlık yapacağını söyleyerek,
Bir kitap hediye etmişti bana.
Korku filmlerine fondur karanlık,
Kötülükler için perdedir,
‘Nasıl çıkarız karanlıktan aydınlığa?’ derken,
Aydınlığa kavuşmak için, gerekirse yanmak gerektiği mecaz edilir,
Tek ben değilim bence karanlık korkusu yaşayan,
‘Bir ışık da sen yak!’ denir,
Bir İngiliz atasözü, gerçek centilmenin, karanlıkta dahi esnerken ağzını kapatan kişi olduğunu söyler,
Neresini irdelesem altında kalacağım daha vurucu bir cümle okumuştum çok eskiden;
Bir insanın gerçek değerinin dünyaya gösterdikleri ile değil, dünyadan sakladıkları ile ölçüldüğü yazıyordu.
Unutamadım.
Öğretmek, mesaj vermek ya da bilgelik yapmak gibi bir derdi olmadığını dahi şakaları ile anlatan Cem YILMAZ; ‘Eller duyarsa yanarız!’ diyen türküyü kınayarak güldürürken bunu kastediyordu bence.
Bir kibritin, binlerce hektar alanı yaktığını düşününce,
Karşıdakini küçümsemek için söylenen ‘Ateş olsan hacmin kadar yer yakarsın’ sözünü tartışmaya açık bulmuşumdur.
Herkes gibi ben de ateş olsam cirmim kadar yer yakarım,
Ama çevremde tutuşturabilecek bir şeyler varsa,
Sırtımı yasladığım arkadaşlarım gibi,
Meslek hayatım boyunca, kriz anlarında gözlerime bakarak, vereceğim emri bekleyen sustalı askerlerim gibi,
Ailem,
Ve,
Bana ‘Ne okuyayım?’ diye sorduklarında,
‘Ne okursanız okuyun, yeter ki karanlığa meydan okuyun’ dediğim oğullarım gibi…
Tutuşturabilirsem,
Ben de yakarım hacmimden fazlasını…
