Hüsamettin Oğuz

Büyümeden Giden Bir Bahar

Madımak’ın 33. yılında, hiç büyüyemeyen gençlere bir mektup

Size bir mektup yazmak istiyorum. Adresiniz yok artık, biliyorum; ama bazı mektuplar, ulaşacağı kişiye değil, geride kalanın vicdanına yazılır. Belki de bu yüzden yazıyorum: siz varmışsınız, bunu hiç unutmasınlar diye.

On iki yaşındaydın Koray. Bir halk oyunu gösterisi için gitmiştin Sivas’a; ayakların daha toprağı yeni yeni tanıyordu, adımların daha yeni yeni türkü tutuyordu. On beş, on altı, on yedi yaşlarındaydınız Menekşe, Asuman, Özlem; semah dönmeye gitmiştiniz, kollarınız daha yeni açılmıştı gökyüzüne. On sekiz, on dokuz, yirmi yaşlarındaydınız Belkıs, Serpil, Serkan, Handan; hayatın daha ilk sayfalarını çeviriyordunuz. Yirmi iki yaşındaydı Hasret, elleri bağlamada, sesi geleceğin türkülerindeydi. Hepiniz oradaydınız çünkü büyümek istiyordunuz; sahnede, sazda, semahta, dilde büyümek.

Otel Değil, Bir Bahçeydi O Gece

Madımak Oteli’nin odalarında o gece, aslında bir bahçe vardı: filizlenmemiş kaç hayal, açmamış kaç çiçek. Sizi oraya gönderen şey kötülük değildi; bir şenlikti, bir davetti, bir umuttu. Kültür Bakanlığı’nın, Sivas Valiliği’nin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin ortak çağrısıyla, Pir Sultan Abdal’ın adını yaşatmaya gitmiştiniz. Türkü söylemeye, semah dönmeye, kitap okumaya gitmiştiniz. Kimse size, o gece bir bahçenin değil bir yangının ortasında kalacağınızı söylemedi.

O gece, camiden çıkan bir kalabalık önce yürüdü, sonra taşladı, sonra ateşledi. Siz içeride kaldınız, büyümemiş bedenlerinizle, tamamlanmamış cümlelerinizle. Dışarıda kalabalık büyüdükçe, içeride zaman durdu. Sizin yaşınız, o günden beri hiç ilerlemedi; hâlâ on ikisiniz, hâlâ on altısınız, hâlâ on dokuzsunuz; çünkü ölüm, yaşı olduğu yerde dondurur.

Sizin yaşınız o günden beri hiç ilerlemedi.

Şimdi, otuz üç yıl sonra, sizin yaşınızda olan gençler var ama onlar büyüyorlar, üniversiteye gidiyorlar, aşık oluyorlar, bir gün çocuk sahibi oluyorlar. Sizin yerinize büyüyorlar belki de. Her yıl 2 Temmuz’da, bu topraklarda sizin adınıza bir mum yakan biri, aslında sizin büyümenize izin veriyor demektir hafızada, vicdanda, sözde.

 

Adalet Gecikti, Söz Gecikmedi

Biliyorum, adalet size çok geç geldi, hatta bazı açılardan hiç gelmedi. Davalar zamanaşımına uğradı, sanıkların bir kısmı tahliye oldu, bazıları affedildi, kimi de yıllarca hiç bulunamadı. Bu adaletsizliği örtmek için hiçbir söz yeterli değil. Ama söz, en azından geç kalmadı: sizin adınız her yıl anılıyor, sizin hikayeniz her yıl bir yerlerde yeniden yazılıyor. Metin Altıok’un kızı Zeynep, yıllardır bu adaletsizliğe karşı sesini yükseltiyor; Behçet Aysan’ın kızı Eren, babasının anısını her yıl yeniden diriltiyor. Sizin küçük kardeşleriniz, sizin yerinize büyüyorlar ve sizin yerinize konuşuyorlar.

Bu mektubu bitirirken, size bir söz vermek istiyorum: büyümediniz ama unutulmadınız. Yaşınız durdu ama adınız yürüyor her 2 Temmuz’da, her anma töreninde, her satırda. Belki de büyümenin bir başka yolu budur: bir insanın adı, onu tanımayanların bile dilinde yaşamaya devam ettiği sürece büyümeye devam eder.

Sizi unutmayan bu topraklarda, bir gün hiçbir gencin baharı ne ateşle ne sükûtla ne unutuşla yarıda kalmasın istiyorum. Sizin sustuğunuz yerde bir daha kimse susturulmasın; sizin adınızı her andığımda, aslında ölmediğinizi haykırıyorum. Bu, sizin için yakabileceğim son mum, verebileceğim en büyük söz belki de tutabileceğim tek söz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter