Selahattin Pınar demiştik ama, Afife Jale’siz Selahattin Pınar olmaz.
Afife Jale’nin, adı tiyatroya verilen ilk kadın tiyatroculardan biri olduğunu sanırdım. Kısmen doğru olsa da, Adı Afife ama soyadı JALE değilmiş…
Babası tiyatro merakına şiddetle karşı çıkmış, “Fahişe!” diye bağırmış, ‘Benim Afife diye bir kızım yok artık!’
Afife yaşlı gözlerle, evinin kapısını dışarıdan son kez kapatırken, gözleri yaşlı:
‘Sahnede Jale adını kullanıyorum zaten”demiş.
Selahattin PINAR’ın babası da avukat olmasını isterken, Selahattin udi ve bestekar olmuş. Babası, Afife’nin babası kadar ağır konuşmasa da eve gelen misafirlere ” Benim oğlum da maalesef çalgıcı oldu” demiş. Selahattin de buna çok içerlemiş. Ayar olmuş. O da evi terk etmiş.
Afife ile yolları kesişmiş. Evlenmişler. Afife morfin bağımlısı olunca boşanmışlar. Afife dibe vurmuş. Köprü altları, çöplükten beslenmeler derken Bakırköy ruh hastaları hastanesine yatırılmış. Orada ölmüş.
Selahattin aşk acılı besteler yapmış. Aşk acısının üstüne kadeh kadeh rakı dökmüş. Bir kış günü Kalamış’taki Todori meyhanesinde intihara teşebbüs etmiş; masayı doktorunun yasakladıklarıyla donatmış ve masada kalp krizi geçirerek ölmüş.
Hepimizin fasıl akşamlarında olmazsa olmazı şu sözleri Selahattin orada bestelemiş
“Yok başka yerin lütfu ne yazdan ne de kıştan,
Bir tatlı huzur almaya geldik Kalamış’tan”.
Bu acılı iki hayatı Vikipedi gibi birer cümleyle geçsem de, hayat uzun, yazsak roman olur.
Hamiş; Selahattin’in babası avukat olsun diye tutturmasa, Afife’nin babası tiyatrocu olma hevesine köstek olmasa, mutlu mesut yaşarlardı. Ama o zaman ortaya bu besteler çıkmazdı.
Efsaneler, acıklı olaylardan besleniyor.
Leyla ile Mecnun gibi. Leyla’yı Mecnun’a isteseler ve düğün dernek evlenselerdi, ev, iş, çocuk derken yaşlanıp giderler ve destanları bugüne ulaşmazdı.
Çocuklarımız, efsane yaratsın istemiyor ve mutlu mesut yaşasınlar istiyorsak, doktorluğu, mühendisliği dayatmak yerine, mutlu olun da…diye başlayan cümleler kurmak bence en iyisi..
Sağlıcakla kalın.

