Pınar Yeşiltay Sevim’den KidzBrain Vizyonu

Pınar Yeşiltay Sevim’den KidzBrain Vizyonu

İşletmeden nörobilime: Bir Beyin Okuryazarlığı Hareketinin Kurucusuyla Söyleşi

Bugün hoş bir konuda röportajımız var. Pınar Yeşiltay Sevim’in yolculuğu bir sınıfta değil, işletme fakültesinde başladı. İlaç sektöründe ürün müdürlüğünden hastane yöneticiliğine uzanan bir kariyerin ardından, annelik onu beklenmedik bir rotaya sürükledi: Çocuğunun nasıl öğrendiğini, zekânın nasıl geliştiğini ve başarının hangi bilişsel temeller üzerine kurulduğunu anlama merakı. On beş yıl süren bu merak bugün onu gelişim psikolojisi alanında doktora yapan, akıl-zekâ oyunlarını bilimsel bir beyin antrenmanına dönüştüren ve KidzBrain adlı bir öğrenme hareketinin kurucusu olan bir isme dönüştürdü.

6 4
“Mira ile Beyin Gelişimi” serisiyle çocuklara, “Annem Demişti Dersin” ile annelere, Beyin Koçluğu Eğitim Programı ile de eğitmenlere seslenen Yeşiltay Sevim’le hem kişisel yolculuğunu hem de KidzBrain’in bugünkü ve gelecekteki hedeflerini konuştuk: Akıl-zekâ oyunlarını beyin antrenmanına nasıl dönüştürdüğünü, DEHB’li çocukların ailelerine hangi mesajı verdiğini, sosyal medyada en sık karşılaştığı ebeveynlik yanılgısını ve bir beyin koçunda aradığı en önemli niteliği. İşte o söyleşi:

Nörobilim temelli eğitime yönelmeden önceki kariyer yolculuğunuz nasıldı? Bu alana geçiş kararınızı ne tetikledi?

Annelik, benim dönüşüm yolculuğumun başlangıcı oldu. Ancak nörobilim temelli eğitime uzanan kariyerimin ilk adımları, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme eğitimi ve ardından uluslararası işletmecilik alanındaki yüksek lisans sürecimle başladı. İlaç sektöründeki deneyimim; ilaç endüstrisinde ürün müdürlüğü, grup şirketlerinde yöneticilik ve hastane yöneticiliği görevlerim, insanı, sağlığı ve beyni daha yakından tanımamı sağladı. Özellikle sağlık alanında çalışmak, beni beynin işleyişi üzerine daha fazla araştırmaya yöneltti.

Yaklaşık 15 yıl önce çocuk sahibi olma kararı ise kariyerimdeki asıl kırılma noktasıydı. Bu dönemde çocuk gelişimi eğitimi aldım; ardından beynin davranışlara yansımasını daha derinlemesine anlayabilmek için davranış bilimleri alanında yüksek lisansa yöneldim. Annelikle birlikte çocukların nasıl öğrendiği, zekânın nasıl geliştiği ve başarının hangi bilişsel temeller üzerine kurulduğu benim için yalnızca akademik değil, kişisel bir meraka da dönüştü. Bu ilgi beni bir eğitim kurumunu devralmaya ve doğrudan eğitim alanında çalışmaya taşıdı.

Gelişim psikolojisi doktora sürecimde sinirbilime yönelmemle birlikte bütün parçalar birleşti. Bugün yaptığım çalışmaları, işletme ve yöneticilik deneyimimin, sağlık sektöründe edindiğim bakış açısının, anneliğin dönüştürücü etkisinin ve çocuk gelişimi ile davranış bilimleri alanındaki akademik birikimimin doğal bir sonucu olarak görüyorum. Kısacası nörobilim benim için ani bir kariyer değişikliği değil; yaklaşık 15 yıldır adım adım ilerleyen çok disiplinli bir yolculuğun ulaştığı merkez oldu.

KidzBrain’i kurarken zihninizde nasıl bir vizyon vardı ve bugün geldiğiniz nokta o vizyonla ne kadar örtüşüyor?

KidzBrain’i kurarken zihnimde yalnızca bir eğitim merkezi açmak değil, beyin okuryazarlığını çocuklardan başlayarak toplumun farklı kesimlerine taşıyan bütüncül bir değişim hareketi oluşturmak vardı. Bu nedenle yola ticari bir büyüme hedefinden önce, çocukların kendi beyinlerini tanımalarını sağlama; ardından ailelerde, eğitimcilerde ve kurumsal yaşamda farkındalık oluşturma amacıyla çıktım.

5 7 whatsapp image 2026 07 31 at 12.41.55

Bugün geldiğimiz noktada yetiştirdiğimiz eğitmenler, Türkiye genelindeki temsilciliklerimiz ve farklı yaş gruplarına yönelik çalışmalarımız, başlangıçtaki vizyonun güçlü biçimde karşılık bulduğunu gösteriyor. Ancak ben bunu ulaşılmış bir sonuçtan çok, uzun bir yolculuğun ilk aşaması olarak görüyorum. KidzBrain Learning Center ile ilk adımı attık; şimdi hedefimiz beyin okuryazarlığını eğitimden kurumsal hayata kadar yaygınlaştırmak ve kalıcı bir zihinsel dönüşüm oluşturmak. Kısacası, asıl yolculuk şimdi başlıyor.

Akıl-zekâ oyunları ve kâğıt-kalem oyunlarını beyin eğitimine entegre eden ilk isim olduğunuzu görüyoruz bu yöntemi geliştirme süreciniz nasıl işledi?

Akıl-zekâ ve kâğıt-kalem oyunlarının yalnızca eğlence ya da boş zaman etkinliği olarak görülmemesi gerektiğini düşünerek yola çıktım. Bu oyunların dikkat, çalışma belleği, görsel-uzamsal algı, planlama, problem çözme ve bilişsel esneklik gibi becerileri aynı anda harekete geçirdiğini gözlemledim. Ardından her oyunu “Hangi bilişsel beceriyi çalıştırıyor, nasıl uygulanmalı ve gelişim nasıl takip edilmeli?” sorularıyla yeniden yapılandırdım.

Böylece oyunları rastgele kullanılan etkinlikler olmaktan çıkarıp hedefi, seviyesi ve aşamaları belirlenmiş beyin antrenmanlarına dönüştürdüm. Kâğıt-kalem çalışmalarını; hareket, bilateral egzersizler ve dikkat-hafıza uygulamalarıyla bütünleştirdim. Geliştirdiğim yöntemin temelinde de bu yaklaşım yer alıyor: Çocuğa yalnızca oyunu çözdürmek değil, oyun aracılığıyla nasıl düşündüğünü fark ettirmek. Çünkü bizim için önemli olan doğru cevaptan önce, o cevaba ulaşırken beynin hangi yolları kullandığıdır.

“Mira ile Beyin Gelişimi” serisi gibi çocuk kitaplarınızda, karmaşık nörobilim kavramlarını çocuklara nasıl bir dille anlatmayı tercih ediyorsunuz?

“Mira ile Beyin Gelişimi” serisinde nörobilimi çocuklara akademik terimlerle değil; hikâyeler, oyunlar, benzetmeler ve günlük yaşam deneyimleri üzerinden anlatmayı tercih ediyorum. Dikkat, hafıza, duygu düzenleme ya da nöroplastisite gibi karmaşık kavramları, çocuğun okulda, evde veya arkadaşlarıyla yaşadığı tanıdık durumlarla ilişkilendiriyorum.

Buradaki temel yaklaşımım, bilimi basitleştirirken doğruluğunu kaybetmemek. Çocuğa “Beynin böyle çalışır” diye bilgi vermenin ötesine geçerek, “Sen bunu ne zaman yaşıyorsun ve beynine nasıl yardımcı olabilirsin?” sorusunu düşündürmek istiyorum. Böylece çocuk yalnızca nörobilimle tanışmıyor; dikkatini, duygularını ve öğrenme sürecini gözlemleyebileceği bir beyin dili de kazanıyor.

KidzBrain’in sunduğu programlar arasında Özel Öğrenme Güçlüğü ve DEHB Destek Programı da var. Bu alanda ailelere en sık verdiğiniz mesaj nedir?

Ailelere en sık verdiğim mesaj şu: Bu çocuk yapamıyor değil; öğrenmek, dikkatini sürdürmek veya davranışını düzenlemek için farklı bir desteğe ihtiyaç duyuyor. DEHB ve özel öğrenme güçlüğü; tembellik, isteksizlik ya da yetersiz ebeveynlik sonucu ortaya çıkmaz. Çocuğun dikkat, çalışma belleği, işlemleme hızı, dürtü kontrolü, okuma, yazma veya matematik gibi alanlarda kendine özgü bir nörogelişimsel profili vardır.

Bu nedenle çocuğu daha fazla çalıştırmak değil, doğru yöntemle desteklemek gerekir. Önce kapsamlı ve uzmanlarca yürütülen bir değerlendirme yapılmalı; ardından aile, okul ve ilgili uzmanlar aynı hedefler doğrultusunda iş birliği kurmalıdır. Görevleri küçük adımlara bölmek, açık ve kısa yönergeler vermek, görsel desteklerden yararlanmak, hareket araları planlamak ve çabayı görünür biçimde takdir etmek sürecin temel parçalarıdır. DEHB’ de bilimsel yaklaşım; yaşa ve ihtiyaca göre davranışsal destekleri, ebeveyn eğitimini, okul düzenlemelerini ve gerektiğinde hekim tarafından planlanan tedaviyi birlikte ele alır.

En önemlisi, çocuğun benlik algısını korumaktır. Çünkü sürekli “dikkatsiz”, “tembel” ya da “başarısız” olduğunu duyan çocuk, zamanla yaşadığı güçlüğü kendi kimliği zannetmeye başlar. Biz ailelere, çocuğu tanısıyla değil güçlü yönleri ve gelişim potansiyeliyle görmelerini söylüyoruz: Doğru destekle güçlükler yönetilebilir; çocuğun öğrenme yolu farklı olabilir ama gelişim yolu açıktır.

Sadece çocuklara değil, ileri yaş bireylere yönelik beyin ve hafıza danışmanlığı da veriyorsunuz. Bu iki yaş grubunda beyin gelişimine yaklaşımınız nasıl farklılaşıyor?

Çocuklarda yaklaşımımız, gelişmekte olan sinir ağlarını desteklemek ve temel bilişsel becerileri yapılandırmak üzerine kuruluyor. Dikkat, çalışma belleği, öz düzenleme, işlemleme hızı ve problem çözme gibi becerileri oyun, hareket ve çoklu duyusal çalışmalarla güçlendirmeyi hedefliyoruz.

İleri yaşta ise önceliğimiz bilişsel rezervi desteklemek, mevcut becerileri mümkün olduğunca korumak ve zihinsel yaşamı aktif tutmak. Hafıza çalışmalarını; hareket, sosyal etkileşim, uyku, yeni öğrenmeler ve günlük yaşam alışkanlıklarıyla birlikte ele alıyoruz. Çünkü nöroplastisite yaşam boyu devam eder; ancak yöntemin kişinin yaşına, sağlık durumuna ve bireysel ihtiyaçlarına göre uyarlanması gerekir.

Kısacası çocuklarda gelişimi yapılandırmaya, ileri yaşta ise bilişsel dayanıklılığı ve işlevselliği desteklemeye odaklanıyoruz. Her iki grupta da ortak ilkemiz aynı: Beyni tek başına değil, beden, duygu ve yaşam çevresiyle birlikte bütüncül değerlendirmek.

@okuyananne hesabınız ve seminerleriniz üzerinden binlerce aileye ulaşıyorsunuz. Sosyal medyada en çok karşılaştığınız yanlış ebeveynlik-beyin algısı nedir?

Sosyal medyada en sık karşılaştığım yanlış algı, çocuğu sürekli daha hızlı öğrenmesi, daha yüksek not alması ve akranlarının önüne geçmesi gereken bir “performans projesi” gibi görmek. Çocuk bazen bir yarış atına, bazen de verilen her komutu eksiksiz yerine getirmesi beklenen bir robota dönüştürülüyor. Oysa beyin yalnızca akademik bilgi işleyen bir sistem değildir; duygu, güven, ilişki ve öğrenme birbirinden ayrılamaz.

Özellikle beynin duygusal süreçlerini göz ardı ederek çocuktan sürekli dikkat, motivasyon ve başarı beklemek önemli bir yanılgıdır. Kendini güvende hissetmeyen, yoğun kaygı yaşayan veya sürekli eleştirilen bir çocuk, sahip olduğu bilişsel kapasiteyi öğrenmeye tam olarak aktaramaz. Bu nedenle “İstese yapar”, “Tembel”, “Dikkatsiz” ya da “Kardeşi yapıyor, o neden yapamıyor?” gibi ifadeler yalnızca davranışı tanımlamaz; zamanla çocuğun kendisiyle ilgili inancını da şekillendirir.

Bir diğer sorun, gelişimi yalnızca karne notları ve sınav sonuçları üzerinden değerlendirmek. Oysa gerçek gelişim; çocuğun duygularını düzenleyebilmesi, bekleyebilmesi, hata karşısında yeniden deneyebilmesi, problem çözebilmesi, merakını koruması ve sağlıklı ilişkiler kurabilmesiyle birlikte düşünülmelidir. Akademik başarı bu bütünün yalnızca bir parçasıdır.

Ailelere en temel mesajım şu: Çocuğu başka çocuklarla değil, kendi gelişim yolculuğuyla karşılaştırın. Davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamaya çalışın; yalnızca sonucu değil, gösterdiği çabayı ve kullandığı stratejiyi de görün. Çünkü gelişen bir beyin baskıyla değil; güvenli ilişki, doğru uyaran, tekrar ve destekle güçlenir.

Beyin Koçluğu Eğitim Programı ile yeni eğitmenler yetiştiriyorsunuz bir “beyin koçu” olmak isteyen birinde aradığınız en önemli nitelik nedir?

Bir beyin koçunda öncelikle güçlü bir akademik altyapı arıyoruz; bu nedenle programa kabulde en az lisans mezuniyeti şartımız bulunuyor. Ancak diploma tek başına yeterli değil. Gelişim odaklı, bilimsel düşünceyi benimseyen, öğrendiği bilgiyi ezberlemekle yetinmeyip uygulamaya dönüştürebilen ve güçlü iletişim becerilerine sahip kişilerle çalışmak istiyoruz.

Bizim yaklaşımımızda beyin koçluğu, herkese aynı programı uygulamak değildir. Her çocuk ve yetişkin; bilişsel profili, ihtiyaçları, güçlü yönleri ve yaşam koşullarıyla biriciktir. Bu nedenle eğitmenin gözlem yapabilmesi, programı kişiselleştirebilmesi ve gerektiğinde kendi mesleki sınırlarını bilerek ilgili uzmana yönlendirme yapması gerekir.

Fakat benim için en önemli nitelik, bilgi ve beyin okuryazarı olabilmektir. Özellikle sosyal medyada büyük bir hızla yayılan nörobilim iddialarını sorgulamadan kabul eden değil; kaynağını araştıran, bilimsel kanıtın gücünü değerlendirebilen ve “nöromitlerle” gerçek bilgiyi ayırabilen profesyoneller yetiştirmeyi hedefliyoruz. Bu nedenle programa her başvuruyu doğrudan kabul etmiyor, adaylarla öncesinde mutlaka mülakat gerçekleştiriyoruz. Çünkü beyin koçluğu yalnızca öğrenilecek bir yöntem değil; bilimsel sorumluluk, etik yaklaşım ve insana bütüncül bakış gerektiren profesyonel bir alandır.

2 “Annem Demişti” ve “Sınır Ötesi Beyin Koçluğu” gibi kitaplarınızın ortak çıkış noktası neydi?

Kitaplarımın ortak çıkış noktası, bilimsel bilgiyi hayatın içindeki gerçek deneyimlerle buluşturmak ve okura “Bu süreçte yalnız değilsiniz” diyebilmekti.

“Annem Demişti Dersin”, kızımla yaşadığımız yolculuktan ve kendi annelik kaygımı düzenlemeye çalışırken karşılaştığım güçlüklerden doğdu. Benzer duyguları yaşayan annelere ulaşmak; kaygılarını, yetersizlik hislerini ve çocukları için doğru olanı yapma çabalarını görünür kılmak istedim. Kendi hikâyemin içine uzman görüşlerini de yerleştirerek hem samimi hem de yol gösterici bir anlatı kurdum. Kitabın yeni baskılar yapması, Storytel gibi dijital sesli platformlarda defalarca dinlenmesi ve çok sayıda yorum alması, bu ortak duygunun birçok anneye ulaştığını gösterdi.

“Sınır Ötesi Beyin Koçluğu” ve diğer kitaplarım ise beyin, öğrenme ve bilişsel gelişim alanına ilgi duyan; benim de yıllar boyunca sorduğum soruların yanıtlarını arayan okurlar için yazıldı. Amacım, karmaşık bilimsel bilgileri erişilebilir hâle getirmek ve okuyucunun gündelik yaşamında kullanabileceği bir düşünme zemini oluşturmaktı. Biri anneliğin duygusal yolculuğundan, diğeri bilimsel meraktan doğsa da bütün kitaplarım aynı yerde buluşuyor: İnsanların kendilerini, çocuklarını ve beyinlerini daha doğru anlamalarına yardımcı olmak.

KidzBrain’in önümüzdeki 5 yıl içindeki hedefi nedir — Türkiye’de mi yoğunlaşacaksınız, yoksa uluslararası bir büyüme mi planlıyorsunuz?

KidzBrain’i yalnızca büyüyen bir marka değil, önce ulusal, ardından uluslararası ölçekte yaygınlaşacak bir beyin okuryazarlığı hareketi olarak görüyorum. Amacımız; çocuklardan başlayarak yetişkinlere ve ileri yaştaki bireylere kadar herkesin beyin kapasitesini daha bilinçli ve verimli kullanabilmesine rehberlik etmek.

Önümüzdeki beş yıllık temel hedefimiz, beyin okuryazarlığı yaklaşımının Millî Eğitim Bakanlığı, özel okullar, üniversiteler ve kurumsal yapılar nezdinde karşılık bulması; eğitimcilerin yetiştirilmesi ve bilimsel temelli uygulamaların daha geniş kitlelere ulaşmasıdır. Türkiye’de güçlü ve sürdürülebilir bir model oluşturduktan sonra bu hareketi uluslararası alana taşımayı planlıyoruz.

Benim en büyük temennim, beyin okuryazarlığının yalnızca belirli kurumların sunduğu bir eğitim değil, toplumun ortak gelişim anlayışına dönüşmesi. Bu hedef doğrultusunda hızla ilerliyoruz; çünkü KidzBrain için büyüme, yalnızca yeni merkezler açmak değil, daha fazla insanın kendi beynini tanımasını ve yaşam boyu gelişim sorumluluğunu üstlenmesini sağlamaktır.

Bitirirken
Pınar Yeşiltay Sevim’in anlattıkları, aslında tek bir cümlede toplanabilir: Bilim, ancak insana dokunduğunda gerçek bir karşılık buluyor. İşletmeden nörobilime uzanan kariyeri de akıl-zekâ oyunlarını beyin antrenmanına dönüştürmesi de DEHB’li çocukların ailelerine “bu çocuk yapamıyor değil” demesi de aynı köke dayanıyor: Beyni tanısıyla değil, potansiyeliyle görmek.

KidzBrain’in bugün Türkiye genelinde büyüyen bir harekete dönüşmesi de bu bakışın doğal bir sonucu gibi görünüyor. Yeşiltay Sevim’in kitaplarında, seminerlerinde ve eğitmen yetiştirme programında tekrar eden tek bir çağrı var: Çocuğu değil, önce onun beynini anlamak. Kendi ifadesiyle asıl yolculuk daha yeni başlıyor ama gidilen yönün, çocukların kendileriyle daha barışık büyüdüğü bir eğitim anlayışına işaret ettiği açık.

Röportaj: Hüsamettin Oğuz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter